İstanbul’da Bahar

Bir başka WordPress blogu.




Bahar Özcan
Uzm. Psk Dnş. Rehber

e-mail :
metatrondanismanlik at gmail.com

Apr
27

BAHAR ÖZCAN KİMDİR

          Bu defa dünyaya gelişim,1955 senesinin bir yaz akşamında oldu. Tarih 9 Temmuz ve saatler 19.00 u gösterirken annemde gün boyu devam eden patlamalar sonucu Dünyalı oluverdim. Bu  benim için, anneme göre  daha zor olmuştu.  O yaşadığı ortamı biliyordu. Ben ise son derece hazırlıksız yuvadan atılıvermiştim. İlk hissettiğim duygu kopuştu, çünkü en yakın hatırladığım ‘Big Bang’ (Büyük patlama) buydu. Bu kopuş beni korkutmuştu, kendimi dışlanmış, parçalanmış ve yalnız kalmış hissediyordum. Tüm hafifliğimi kaybetmiş, ağırlaşmıştım. Uyumak ve unutmak istiyordum ama yaşadığım kâbusu hatırladıkça bağırıyordum.  Ben bağırdıkça ağzıma bir tıkaç tıkıyorlar ve başım dönüp sersemleyene kadar sallıyorlardı. Bu durum beni çok kaygılandırıyordu. Bunun sonucu ne olacaktı acaba?! Dünya böyle devam edip gidecek miydi, yoksa bir şeyler değişecek miydi?! Ben düşüncelere dalarken ve kaygılanırken neler oldu bilemezsiniz. Gaz sancıları, pamukçuklar, pişikler, süt alerjileri, ateşli hastalıklar ve daha neler neler… Bir de acılarla tanışıp uykusuz gecelere başladım. Üstelik ben yerinmiyor, sadece canım yandıkça ağlıyordum. Ailem ise ‘’üff’ ‘ diyordu, ‘’çocuk mu ?! bu da ne!!  Herkesin çocuğu uyuyor, bizimkine ne oluyor? ‘’  Bu kıyaslamalar beni çok yordu, yorgunluğu da öğrendim. Üstelik canım da sıkıldı, benim de elimden gelen bir şey yoktu. Dünyaya alışmaya çalışıyordum. Alıştıkça büyüdü, büyüdükçe alıştım..

          Derken dünyanın yasakları başladı. Sürekli sınırlanmaya başladım. Özgürce yürümek ve gezinmek, keşfetmek istiyordum. Birileri  sürekli beni durduruyordu. Sözlerini dinlersem mutlu oluyorlardı, ben ise mutsuz.. Sözlerini dinlemezsem ben mutlu oluyordum, onlar ise mutsuz. Onların mutsuzluğunun bana geri dönüşü bazen  azarlanmak veya canımı yakıp sinirimi bozmak şeklinde oluyordu. Neyi seçeceğimi bilemezken içsel çatışmaları öğrendim. Bir tarafım maceracı olup araştırmak istiyordu, bir tarafım da ‘ sınırları hatırla, yine kızacaklar’ diyordu. Bu çatışmalar bende öfke yarattı. Zaman zaman öfke ve kızgınlık nöbetleri yaşar oldum. Bu durum bana pek iç açıcı gelmiyordu ama bazen biraz rahatlıyordum.

          Bu arada biraz daha büyüdüm, ne lüzumu varsa bilmiyorum, adına kardeş dedikleri bir bebek aileye katıldı. Benim üzerimdeki tüm ilgi ve alaka ise bebeğe kaydı. Artık bunu kaldıramazdım.. İyice hırçınlaştım, kıskanmayı öğrendim ve bu aileden kurtulmak istiyordum. Daha 3 yaşındaydım ama olsun, Dünyanın içinde benimle ilgilenecek birilerini bulabilirdim. Her sokağa çıktığımızda ailemi terk edip uzaklaşmaya, bulduğum kapıları zorlamaya ve beni sevecek birileri var mıdır acaba diye aramaya başladım. Her seferinde ailemi arkamda buldum. Beni takip ediyorlardı, lanet olsun hiç özgürlüğüm yoktu. Üstüne üstlük bir de kızıyorlardı. ‘’ Elimizi tut!’’. Ne lüzumu varsa pek anlayamıyordum.  Artık sizin yeni bir çocuğunuz vardı, beni rahat bırakamaz mıydınız acaba?!. Hayır! İşte tutsaklığı öğrendim. Acılar içinde kıskançlık krizleriyle, dışlanmış ve sevgisiz hissediyordum kendimi.  Sürekli ağlayan ya da uyuyan o küçücük şeyde ne buluyorlardı anlayamıyordum. İlgi çekmek için değişik yollar denemeye başladım. Hastalıklar zaman zaman çok işime yarıyordu.  O zaman herkes başıma toplanıyor yemeğim, ilgim, sevgim tam oluyordu. Geceleri bile ateşimi düşürmek için etrafımda koşuşturuyorlardı. Biraz rahatım kaçıyordu ama ilgi ve sevgi iyi gibiydi. Hastalığı kullanmayı öğrendim. Artık canıma tak edince hooop hastalık! Bu iyi bir yol gibiydi. Yavaş yavaş büyüyor ve coşkumu ve neşemi kaybettiğimi de fark  edemiyordum. Bahçelerde oynayarak kendimden geçmek istiyordum, ne mümkün. İçeri gel, oyun da neymiş?! Ciddi olmayı öğrendim. Derken okul başladı, öğrendiklerimi saymaya devam edersem eyvah! Siz gerisini anladınız..

          Özetlersek eğer başarılı olmayı, başarısız olmayı, utandırılmayı, stresi, çalışmaktan nefret etmeyi, sevdiği güzel kitapları gizli okumayı, her sabah yataktan hiç istemediğim anda kaldırılıp o sevimsiz ortama gitmeyi ve tüm bunlara boyun eğmeyi öğrendim. Ergenlik döneminde patlamalar olduysa da, bir değişiklik olmadı. Sadece öğrendiklerim arttı.

          Okul bitti bitiyor derken, âşık olmayı öğrendim. Bu çok harika bir duyguydu. Ah işte yuva bu, o beni seviyor ben de onu. Bunu gerçek bir yuva yapabiliriz diye düşünerek evlenmeyi, evlendikten sonra hayatın gerçeklerini görmeyi öğrendim. Bir büyük patlama da ben yaşadım, çocuğumu kucağıma alınca, yuva işte bu diye düşündüm. Zorluklarıyla, fedakârlığı, cefakârlığı, sevgisiyle, karşılıksız vermeyi öğrendim.  Çocuğum benim yaşadıklarımı yaşamasın diye okuyup araştırırken, aslında özün çok da farklı olmadığını öğrendim. Çocuğuma kıskançlığı yaşatmamalıyım derken  bir kardeşte ben getirdim. Gerçekten yuva nasıl olurmuş onu gördüm. Büyük kızımı korumaya çalışırken küçük kızımın onu daha çok kıskandığını gördüm. Onun gönlü olsun derken büyüğün, öfkeyle oturup kalktığını, kıskançlık krizlerini bastırma çabalarını gördüm. Onu mutlu edeceğim, bunu mutlu edeceğim derken benim mutluluğum nereye gitti pek anlayamadım. Hayat böyle sürüp giderken bir büyük patlama, 1999 depremiyle geldi. Bu deprem hayatımızın içinde patlamış gibiydi. Lüzumsuz şeyleri ne kadar dert ettiğimizi, kaybetmenin ne  kadar büyük bir acı olduğunu öğrendim.  Anne ve babamın sürekli geçimsizliklerinin, tartışmalarının her ikisini de tükettiğini ve annemin kalp rahatsızlığı ve babamın da Alzheimer olması nedeniyle, onların hayatımıza yansımalarının verdiği üzüntüyü öğrendim.

          Tüm bu öğrendiklerimin beni esir aldığını fark ettiğimde EFT ‘yi öğrendim. Hayatımıza sihirli bir değnek gibi girdi. Tüm sınırlayıcı ve travmatik yaşanmışlıklarımı süpürdü ve bana sevgi, neşe, özgürlük, coşku, farkındalık ve dinginlik getirdi. Ben, bu harika bir şey başkalarına da yarar mı diye düşününce, dokunduğum kişilerin de sınırlarını kaldırıp özgürleştiklerini fark etmem, macera merakımı uyandırdı. Büyük bir keyif ve coşkuyla araştırma yapıp, tekniği daha da zenginleştirerek kullanmaya başladım. Dokunduğum her insanın bana keyifle dönüşünü gördükçe, tüm yaşadığım zorlukların, sınırların, acı ve üzüntülerin beni buraya taşımak için birer kristal olduğunu fark ediyorum.

          Terapist olmak bana pek de cazip gelen bir şey değildi. Ama enerji terapisti olmak hayatımın tutkusu oldu. Nefes alamıyorum diye gelen bir panik atak hastasının yaptığım çalışmayla değişmesi ve enerjisini dönüştürerek şifalanması;  bir alkoliğin içkiyi bıraktım artık aklıma bile gelmiyor demesi;  kendisiyle yüzleşme cesareti olmayan bir kişinin kendiyle yüzleşip travmalarından kurtulması ve uzun zamandır bu kadar derin nefesler alamamıştım diyerek hafiflemiş gitmesi benim için muhteşem bir duygu. Bu teknikle hem kendime hem de danışanlarıma yardım ettiğimi gördüm. EFT, travma edindiğimiz güne kadar gidip bize oradaki duyguyu yaşatıyor. Bazen bu, geçmiş yaşantıya bazen de ‘’big bang’’ e kadar gidiyor. Nereye gittiğinin çok önemi yok. Önemli olan tek şey bugün için o kişinin hayatını  hafifletip özgürleştirmesi. Ofisimin kapısında hüngür hüngür ağlayan birinin 1 saat sonra kahkahalarla  dışarı çıktığını görmek son derece keyifli. Üstelik benim için eğlenceli de çünkü bildiğim pek çok teknikle EFT ötesi bir sentez de oluşturdum. Hiç kimsenin terapisi birbirine benzemiyor her terapi  doğaçlama bir tiyatro gibi geçiyor. Benim için de yaratıcı ve heyecanlı geçiyor, çalıştığım o anda danışanımın ihtiyacına göre enerjiler çalışıyor. Enerji zaten hareketli bir şeydir, durağan olduğunda maddeleşir. Onun için enerjiyi serbest bırakırım ve benim ötemde çalışmasına izin veririm. Bu,  benim kadar, danışanlarımı da keyifli yapıyor. Bir önceki terapiyle bile fark yaşıyor ve şaşırıyorlar. Ben hayatın gizemini enerjide buldum, akışta buldum, dinginliği meditasyonda, mutluluğu yüreğimde buldum. Mutlu olmak her insanın hakkıdır diyorum. Mutluluğu ve huzuru arayan insanlar sonunda aradıkları mutluluğu ve huzuru bulabilirler, bunu öğrendim ve öğretiyorum.

 

Bahar Özcan



Yorumlar kapalı.